EFENDİMİZ ŞEYH MEHMET PEHLİVANLI HZ

Şeyhimiz Mevlana Sultanul Evliya Mehmet Pehlivanlı Hazretleri’nin 31.10.2008 Cuma günü meclisimizi şereflendirdiği sohbetidir.


ALLAHUMME SALLİ ÂLÂ SEYYİDİNÂ MUHAMMED
EUZUBİLLAHİMİNEŞEYTÂNİRRACİM BİSMİLLAHİRRAHMÂNİRRAHİM


HASBÜNALLÂHİ VE’NİMEL VEKİL.
LÂHAVLE VELÂ KUVVETE İLLÂBİLLAHİL ALİYYİL AZIYM.
SÜBHÂNEKE LÂ İLMELENÂ İLLÂ MÂ ALLEMTENÂ İNNEKE ENTEL ÂLİMÜL HÂKİM.
RABBİZİDNİ İLMÂ.

Medet Sultanul Evliya Medet


Bugün inşallah teslimiyetin sırrı ve tevazu hakkında sohbet yapmaya çalışacağız. Nasihatlerimizin önce nefsimize sonra kardeşlerimize tesirini Allahu Teâlâ’dan niyaz ediyoruz.
Allah tevazu sahibi kullarını seviyor, elhamdülillah. Kardeşlerim bu kürsüden konuşuyor olmamız sizden üstün olduğumuzu göstermez en günahkâr bu fakirdir.
Tevazu çok önemlidir. Birçok büyüğün ayağını kaydıran bu benlik sevdasıdır.
750 bin yıl ibadeti olan dört büyük kitap ezberinde olan şeytanlâne edepsizliğinden kaybetti. Kula her şeyden önce lazım olan edeptir. Allahu Teâlâ kendi âlemlerin rabbi olduğu halde Kuran-ı azimüşşanda bize hitap ederken “ben” değil “biz” diye hitap ediyor.
Bu hal ile yüce Mevla biz kullarına tevazunun en güzel örneğini gösteriyor.
Bu yolda ben dediğimiz müddetçe mesafe almamızın imkânı yok. Musa (A.S.) Tur dağında Allahu azimüşşan ile görüşmeye giderken nida geldi.
“Ya Musa nalinlerini çıkar da huzuruma öyle gel.”buyruldu.
Âlimlere göre burada nalin den kasıt Musa (A.S.)’ın ayakkabılarıydı. Ayakkabılar merkep derisinden yapılmıştı merkep necis bir varlık olduğu için ayakkabılarını çıkarması gerektiği şeklinde tefsir edilmiştir.
Esas Allah dostlarının tefsirinde ise nalin den kasıt, benliktir.
“Ya Musa; benliğinden, dünya arzularından sıyrıl sen olarak değil ben olarak huzuruma gel” manasındadır.
Oradaki sırra bak ki; insan nefsi Allah’ın zatı ile kendi arasında bir perdedir. O’nu yaktığın anda geriye Allah’ın zatı kalır.
Geçenlerde bir olayı tefekkür ettim Allah peygamberlerine vahiy yoluyla, dostlarına ilham yoluyla gelir, elhamdülillah.
İbrahim (A.S.) ‘ı ateş neden yakmadı diye tefekkür ederken Allah Teâlâ kalbime ilham etti.
“Orda ateşin yakmadığı İbrahim değil Bendim.” O ateş İbrahim’i değil aradaki nefis perdesini yaktı.”Herkesi yakan ateş İbrahim’i neden yakmadı?”
“Suyun boğmadığı Musa değil, Bendim.” Neden? O da nefis perdesinden sıyrıldı.
“Bıçağın kesmediği İsmail değil O da Bendim.” Neden? O da nefis perdesini yırtmıştı.

Beyazıd-ı Bestami Hz. Bir gün sohbet ederken : “Sûbhaneû Şanûhû “ (Benim Şanım Yücedir) dedi. Müridleri Efendim böyle söylediniz diyince, Onu ben söylemedim dedi, mübarek.
Müridler hayır efendim, söylediniz dediler.

Burada ince bir nokta var. Mürid-Şeyh ilişkisi. Onlar hakkı söyler, onlara tabi olup teslim olanlar hidayete erenlerdir. O mübarek o an başka bir makamdadır. Yoksa hâşâ kul hiç Allah Olur mu?

Şair ne güzel söylüyor:
Sen çekilirse aradan geriye kalır YARADAN.

O mübarek sözüne itiraz eden müridlere :
- “Evladım eğer benim ağzımdan bir daha böyle bir söz duyarsanız bana saldırın elinizde o an ne varsa bana fırlatın” buyurdular.

Bir sohbetinde yine mübarek “Sûbhaneû Şanûhû” diyince müridler ellerinde kama, kılıç, bıçak ne varsa mübareğin üzerine atıyordu ki; kim bir şey atmaya yeltendiyse 15–20 metre geriye fırladı. Büyük bir dehşetle sarsıldılar.
O anda Allah’ın nuru zuhur etti, sırra bak!
Hallac-ı Mansurda “Ene’l-Hak” (ben Hakkım) dediğinde de aynısı oldu.

O’nu nefsinde yaşayacaksın ki anlayacaksın. Bu fakir o hali yaşadı. Öyle bir hal ki saçının telinden ayağının tırnağına kadar her zerrende O sesi işitiyorsun. Sen yoksun ki orda. Benlik duvarını aşıyorsun. İnce bir sır! Bu güzelliğe kavuşmak için nefsimizi kırmak gerek.
Bir gün bir mürid şeyhinin kapısına gitti.
İçerden;
- Kim o? Diye ses geldi.
- Benim. Dedi mürid.
- Şeyhi: Evladım içerde bir ben var ikinci ben’e yer yok, dedi.
Mürid bir yıl sonra uyandı. Yeniden şeyhinin kapısına gitti. Yine içerden:
- Kim o? Diye ses geldi.
- Sensin sultanım. Dedi mürid.

O an bütün kapılar açıldı, elhamdülillah. Herşey Allah’ın zâtında birdir. İkiliğe yer yoktur.
Nasıl ki çatallaşmış bir uç yere tam batmaz, her şey bir de düğümlüdür.
Benliğinden sıyrılacaksın ki o sırlar açılsın.

Bismillâhirrahmânirrahim.
“Gul etühaccünenâ fillahi vehüve rabbünâ ve rabbüküm veleküm a’mâlüküm venahnü lehü muhlisûn.” (Bakara Suresi 138.Ayet)

“Biz Allah’ın yaratılıştan boyadığı iman boyasına boyanmışızdır.”
O’nun boyasından daha güzel boya mı olur? Hayatımız Allah’ın boyası olan iman ve İslam ile renklenir. Kim tüm hayatımıza Allah’tan daha güzel renk verebilir?
Hakka vasıl olmak için yol teslimiyettir. Bir Mürşid-i Kamil müridin Hakka açılan kapısıdır. Allah’ın rahmeti ona şeyhinin üzerinden iner.
Müride gayeye ulaşmak için çok riyazet ve meşakkat gerektir, fakat bir yol var ki ruhu doğru edicidir. O da; kalbini Allah’a vermiş olanların gönlünü kazanmaktır. Zira Onlar’ın kalbi Allah’ın nazargâhıdır.
Maksuda ulaşmanın kısa yolu budur.

Pilot kabinine oturmak gibi!
O’nun yanına oturma şansına sahip oldun mu? Ne büyük lütuf, ne büyük ihsan…
İşte düğüm burada iyi olmak zor da, kolayı ne?
İyilerle beraber olmak, iyilerle beraber olmaya bakmak.


Hz. Mevlana bir gün talebelerine Hızır (A.S.) ile Musa (A.S.) ‘ın kıssasını anlatıyordu. Hızır (A.S.)’da direğin dibinde oturuyor onları dinliyordu. Hızır (A.S.) taaccüp etti. Hz Musa ile olayları yaşarken sanki O’da yanımızdaymış gibi anlatıyor, dedi.
O an o kişinin Hızır (A.S.) olduğu açığa çıktı.
Hz. Mevlana’nın bir müridi hemen Hızır (A.S.)’dan himmet diledi.

Hızır (A.S.) : Evladım böyle bir şeyhin varken benden himmet istemen denizin yanında olup ta toprakla teyemmüm etmeye benzer, buyurdu.

Sümbül Efendi’nin bir olayı da buna örnektir. Sümbül Efendi, sohbet ederken bir anda talebelerine:
Koşun ,şu giden Hızır (A.S.)’dır.Elini öpüp duasını alın,dedi.Hepsi fırladı gitti.
Baktı yanında bir tek Merkez Efendi var.
— Evladım, sözümü duymadın mı? Diye sordu.
— Hazırım da sensin Hızırım da sensin Sultanım, dedi.

Yorum olayı bizi ne sıkıntılara sokuyor. Şeyhinin yaptığı seçim hakkında yorum yapmak, onu seçti beni niye seçmedi demek ne kadar yanlış, sen ne biliyorsun kendinin yeterli olduğunu ki…
Ebu cehil gibi, o da Efendimiz (S.A.V.)’in peygamberliğinde aynı hataya düştü. Allah kendine peygamber olarak bula bula bir yetimi mi buldu? Dedi.
Allah muhafaza kişi şeyhinin seçimlerine yorum yaparak kendini Ebu Cehil pozisyonuna düşürüyor. Bu yorum, şeyhin kimi seçeceğini bilemediği anlamına geliyor. Allah’ın emriyle hareket eden şeyhine karşı gelen Allah’ın emrine karşı gelmiş oluyor haberi yok.
O sultanlar bir şey emrederken nefsinden emretmez. Gerçi bizim gibi müridlere bir şey emretmezler, yapmayacağımızı bilirler. Bir şey sorunca gönlüne göre yap derler tutacağını bilse sende o teslimiyeti görse söylemez mi?
Kıbrıs’tayken sultanım sofrada buyurdu : “Bu gece oruca kalkıyoruz” dedi.
Emredersiniz, ama bende şeker var, hap kullanıyorum sultanım, dedim.
O’da; “Hapını da yut orucunu da tut” buyurdu.
Tutsan iyi olur demedi. O diyince ucunda ölüm de olsa feda olsun bir anda yollar açıldı. Sözünün yerde kalmayacağını biliyor da tut diyor, elhamdülillah.

Şeyh, müridin tutmayacağını müride emretmez. Teslimiyetli olmak lazım!

O evliyalar büyük sultanlardır. Nefsimin bir kıymeti yok, anlattıklarımla gerçek sultanların yanında ne yapacağımızın provasını yapıyoruz.
Kıbrıs’ta bunu gördük, o kadar müridin içinde çakıl taşından seçilen elmas gibi seçiliyoruz, elhamdülillah. Başka yerlerde efendiye ulaşana kadar ne sıkıntılar çekenler var. Biz bu yolun hizmetkârıyız.7 gün 24 saat hizmetindeyiz. Allah beraberce hizmet ettirsin.
Hz.Ali efendimiz buyuruyor insana şeref için İslam yeter diye!

Efendimiz (S.A.V.)’e soruldu:
- Hangi makamı mertebeyi istersin? Diye.
- Cebrail (A.S.) O’nun nurundan yaratıldığı halde Efendimiz O’na sordu:
- ”Hangi makamı seçeyim” dedi.
- “Cebrail (A.S.) : “Ya Resulallah sen kulluğu seç. Ganilik Allah’ın, kulluk insanın sıfatıdır.” Dedi.

Abdullah; Allah’ın en sevdiği isimdir. Allah’ın kulu olmak ne şeref!

Ayeti kerimede Allah eğil ve yüksel diyor. Eğil’den kasıt secdedir. Dağın başına çıkta başını yükselt, yüksel demiyor. Allah tevazu sahibi kullarını seviyor. Hz.Musa bile bu topluluğun âlimi benim dediğinde O’na:
“Dur! Senden âlim olan var, O’na git de hikmet ilmini öğren” dedi.

Benim demek ne kadar tehlikeli! Hiçbir şeyi nefsimizden bilmeyeceğiz. Zamanın kutbu olduğu halde sultanımız; bizi buraya koydular geleni gideni oyala dediler, oyalıyoruz diyor.
Bir keramet ya da güzel bir hal olduğunda, şeyhimizin himmeti diyor. Öyle yükseliyor işte!
Eğildikçe yükseliyor. Tevazunun en güzel örneğini yüreklerimize sunuyor.

Efendimiz (S.A.V)’e Yahudiler soru sorduğunda, yarın gelin cevabını o zaman vereyim, dedi.
Niyeti halis olduğu halde < İnşallah > demediği için Allahu Teâlâ üç gün Cebrail (A.S.)’ı göndermedi. Efendimiz (S.A.V) çok üzüldü. Yahudiler dalga geçtiler, Rabbi Muhammed’i (S.A.V.) terk etti, dediler.
Mevla Efendimiz (S.A.V.)’e bu hali bize yol göstermek için yaşattı. Bizlere <inşallah> demenin ehemmiyetini vurguladı.
Bir gün şeytan lâne Firavun’un kapısını çaldı. Firavun: Kim o? Dedi. Şeytan güldü, nasıl tanrısın kapının ardını göremiyorsun, diye.
Firavun bende biliyorum tanrı olmadığımı da gafil bil topluluk buldum oyalanıyorum, sömürüyorum, dedi.
Kişi bilmez mi kendinde ne olup olmadığını!
Musa (A.S.) Nile dur dediğinde durur ters ak dediğinde ters akardı. Firavunla bunun üzerine iddiaya girdi. Ertesi gün halkın huzurunda karşılaştılar, Musa (A.S.) Nile dur dedi, durmadı. Ters ak dedi, akmadı.
Firavun dur dedi, durdu, ters ak, dedi ters aktı. Çünkü Musa (A.S.) önceki hallerine güvenerek gece boyu kafayı vurup yatmıştı. Fakat Firavun sabaha kadar kaygılandı, dua etti.
Mevla’nın huzuruna çıkarken, Ya Rab bir dilenci edasıyla kapına geldik biz bize yakışanı yaptık sende kendine yakışanı yap bize öyle muamele eyle demek gerek.
Tıpkı çobanın olayı gibi.
Kimsenin sevmediği kötü bir adam varmış, ölmüş, ölüsünü bile gömmemişler. Karısı dağlara çıkarmış gömmek için bir çobandan yardım istemiş defnetmişler.
Ertesi gün herkes kadının yanına gelmiş, senin kocan nasıl biriydi, biz onu tanıyamadık rüyamızda onu cennette görüyoruz, nasıl bir amel işledi ki bu hâle geldi, diye sorduklarında, kadın; bilmiyorum onu bir çobanla birlikte gömdük ona sorun diyor.
Çobanın yanına gidip soruyorlar, çoban; ben öyle dua etmeyi bilmem ya onu gömerken dedim ki, Ya Rab, ben garip bir çobanım şimdiye kadar kapıma gelenleri senin verdiğin kadarıyla hoşnut göndermeye çalıştım, ikramda bulundum. Şimdi de bu kulunu ben sana gönderiyorum sende ona, sana yakıştığı şekilde muamele et!
Bütün sır Allah’ın karşısına tevazu ile çıkmakta, O’nun Lütfuna bir dilenci edasıyla mazhar olmakta.
Eba Bekir Efendimiz Ya Rab, beni cehenneme koy bedenimi öyle büyüt ki her yeri kaplasın benden başka kulun cehennemde yanmasın, diyor. Neden Eba Bekir olduğunun sırrını görüyor musun?
Gönlünü böyle düzene koydu da ondan! Ben demedi de ondan! O mübareğin teslimiyetine bak ki sıddık makamına erdi.”O söylüyorsa, doğrudur.”teslimiyetiyle peygamberlikten sonraki makama ulaştı.
O sultanların karşısında edepli, teslimiyetli olmak gerek. Şeytanın ilmi edebi gözetmediğinden, heba oldu. Senin için gerekli olan, teslimiyettir.
Bir sultana var teslim ol, yapacağın budur. Bir kıtmirden daha mı aşağı kalacağız bak, iyilerle beraber ol!
Allah peygamberlerine hitap ederken bize hitap etti dünyayı silmedikçe, bana vasıl olamazsınız, dedi.
İbrahim Bin Ethem Hazretleri deniz kenarında abasının söküğünü dikerken, vali onu gördü ve içinden Ehem’e bak ne hale düştü diye geçirdi. O an İbrahim Ethem Hazretleri iğneyi denize attı. Derya dolusu balık, ağzında inci ile iğne getirdi.
İbrahim Ethem Hazretleri valiye baktı; işte bunun için dünya saltanatını terk ettim, dedi.
Âlimlerin yanında dilini, evliyanın yanında kalbini muhafaza et! İşte bunun sırrı da budur!
Allah kuluna dostunun gönlünden bakar. Şeyhinin tard ettiğini, Allah’ta kulluktan tard eder. Hafazanallah!
Bizim sadrımız yani gönlümüz o sultanların ki gibi değil, Şems-i Tebrizi Hazretleri Mevlana Hazretleri ile ilk karşılaştığında sordu:

- Ya Mevlana! Beyazid-i Bestami Hazretlerimi yoksa Efendimiz (S.A.V.) mi büyük?
- Tabi ki Efendimiz (S.A.V.) büyük.
- O zaman neden Efendimiz günde 70 istiğfar getirirken, Beyazıd-i Bestami Hazretleri “Sûbhanehû şanûhû” (Benim Şanım Yücedir.) dedi.
Hz.Mevlana :
- Efendimiz (S.A.V.)’in sadrı o kadar geniş ki, her makama çıkışında bir önceki güzelliği son sandığı için tövbe etti.
Fakat Bestami Hazretleri’nin kabı dar, Allah O’na aşkından bir damla verdi de taştı, öyle söyledi, diyor.

Şu sırra bak! Şems âşıklardan, Mevlana ise âlim ama hamdım dediği çağda.
Şems Hazretleri, Mevlana Hazretleri için; edebinden iki yaşındaki çocuğun utangaçlığı ve tevazusuyla oturdu huzuruma da ona bütün kapılar açıldı, Mevlana hikmet ilmini tevazu ile aldı, diyor.
O sultanların Erciyes dağı gibi ne dağlar omzunda!
O’nun aşkından bir damla damlatılsa dağlara çıkarız. Ana, baba, evlat göze görünmez her şeyden vazgeçeriz. Nice meczuplar öyle Cemil Baba gibi…
Bize O aşk verilse terazinin topuzu kaçar, taşıyamayız. Rabbim Onlara teslim olup onların manevi sırrını lütfetmeyi bize nasip netsin.
O sultanlar bilmez mi, bardağa bir tanker suyu boşaltır mı hiç? Sultanında himmet çok sen kabını genişlet O verir, O’nda himmet engindir.
O sultanlar, merhamet deryası bir gönle sahiptir. Hallac-ı Mansur’un derisi diri diri yüzülürken, o halde bile, Yarabbi sen bana bunu reva görenleri bağışla, dedi.
O haldeyken, cübbemi alında, vefatımdan sonra Nil taştığında kimse zarar görmesin. Cübbemi Nil’in üstüne atın dedi. Öyle oldu ki bir anda mısır bertaraf olacaktı. Nil taştı,
Hallac-ı Mansur’un cübbesini Nil’e attılar. Bir anda tufan durdu.
Hz. Ali Efendimiz de kendini zehirleyen kölesine içtiği suyun artığını gönderdi ki içsinde cehennemde yanmasın diye. Ne büyük merhamet! Aman Ya Rabbi!
Onların artığı şifa, sözleri rahmet, bakışları ab-ı hayattır.
O sultanlar, bir nazarıyla kırk yıllık mesafeyi bir dakikada aldırır. O sultanlar nisan yağmuru gibidir. Onların sözleri ölü kalpleri diriltir.
Cebrail (A.S.)’ın atının adı Hayzum idi. At ayağını nereye bassa orası yemyeşil olurmuş, orada ot bitermiş.
Hayzum; hayat sahibi demektir. Hızır (A.S.)’da ab-ı hayattan içti ölümsüz oldu. Ab-ı Hayat suyu Allah’ın feyiz kaynağı idi. Zülkarneyn hükümdardı ab-ı hayatın peşindeydi. Hızır (A.S.)’da onun veziriydi. Hızır (A.S.)’ın ab-ı hayat suyunu içmek istemesindeki niyeti başkaydı. Hızır (A.S.) Levh_i Mahfuzda Fatiha suresini okudu. Allah’ım beni ahir zaman peygamberine yetiştir. O’nun ağzından bu sureyi öğreneyim, dedi.
Suyu içmek istemesindeki niyete bak, Allah dileğini verdi. Hızır (A.S.) 120 yaşına kadar yaşar, tekrar 18 yaşına inermiş. Kendisi daimi hayatta…
İdris (A.S.) ‘da 16 yıl yemeden içmeden yaşadı. Allah O’nu meleklerin arasına aldı. İnsan nefsi aradan çıkarınca Allahu Teâlâ ‘nın zuhuru oluyor. Hayvani sıfat olan vücut nefsanî arzuları ister. Bedenin istifadesi farklı ruhun istifadesi farklıdır. Mevla’nın nuru sende zuhur edince, hayvani taraf bir kenara çekiliyor. Ashab-ı Kehf’e bak.300 yıl uyudular bir saat uyuduk sandılar. İşte böyle hayvani sıfatlardan kurtulup vücut melekleşiyor.


İnsan-ı Kamil gözbebeğine benzer:
Herşeyi görür ama kendini görmez.
Her şeyi düşünür ama kendini hiç hesap etmez.
Onlar nefsi için değil insanlar için yaşar.

Var gibi sandığın yoğu bırak, yok sandığın var’a ulaş!
Onların sözleri ve fiilleri şeriat ve kanundur.
Allah dünyayı sevseydi evliyalara sevdirirdi.
İnsan, ihsanın kölesidir.
İyiyi kim olsa sever iş kötüyü sevmede.
Hırs, ateşin odunu yediği gibi insanı yer bitirir.
Allah kula her gün tertemiz bir sayfa açıyor kalemi de eline veriyor. Ey kulum geçmişini affettim temizledim, dilediğince sayfanı doldur diyor, elhamdülillah.
İnsana düşen, bir bedene iki baş fazla diyip şeyhine teslim olmak…

Hz.Mehdî (A.S.)’ın zuhuru çok yakın. O manevi güzellikleri inşallah Efendimiz (S.A.V.) ‘in müjdelediği gibi Allah’ın aslanı Hz.Ali’yi, ölüleri dirilten Hz.İsa’yı da göreceğiz. Allah bizi o günlere kavuştursun.
Biz Allah kelamından uzaklaştığımız için böyle sefil olduk. Allah bizi o ihtişamlı günlere kavuştursun inşallah. Mevla, kendine teslim olanları hiç mahçup etmiyor. Cebrail (A.S.) Hz. İbrahim ateşe atıldığında o nara düşerken geldi. Kurtarayım mı seni? dedi.
Hz. İbrahim:” Ya Cebrail Sende benim gibi bir kulsun ben kimin için ateşe gidiyorum. Rabbim beni görmez mi?”dedi.
Enbiya suresi 69.ayet indi.
“Gulnâ Yâ Nâru Kûni berden ve selâmen âlâ İbrahim.”
O an; Ey ateş serin ve selamet ol!
Biz de kullara dayanmayalım. Duvara dayanma yıkılır, kula dayanma ölür, diyor. İnşallah cenneti için yarattığı kullardan eylesin Mevlam.

Allah Allah, Allah Allah, Allah Allah, AZİZ ALLAH
Allah Allah, Allah Allah, Allah Allah, KERİM ALLAH
Allah Allah, Allah Allah, Allah Allah, SUBHAN ALLAH
Allah Allah, Allah Allah, Allah Allah, SULTAN ALLAH

Sultan Sensin Ya Rab! Biz senin aciz kullarınız.
Şu Cuma saati hürmetine kapına açılan ellerimizi boş çevirme.
Gaffar İsm-i Şerifin hürmetine Ümmet-i Muhammedi affeyle.
Habîbîn (S.A.V.) senden ne hayırları istemişse bizde o hayırları istiyoruz.
Lütfeyle, keremeyle, ihsan eyle.
Habîbîn (S.A.V.) nelerin şerrinden sana sığınmışsa biz de onların şerrinden sana sığınıyoruz.
Hıfz eyle, muhafaza eyle, emanına al Ya Rabbi!
Bizleri Hz.Mehdî’ye yetiştir.
Ardında hizmet ile cümlemizi şereflendir Ya Rabbi!
Vücutlarımıza sağlık sıhhat, kazançlarımıza bereket ver, bize hayırlı evlatlar lutfet!
Evlatlarımızı bizlere itaatkâr eyle.
Seni sevenlerin, senin sevdiklerinin hürmetine Ya Rabbi!
Rızana uygun yaşayıp öyle huzuruna gelmeyi cümlemize nasip eyle.
Cennette de Habîbînin sancağı altında toplanıp cennet ve cemalinle şereflendir Ya Rabbi!
Kendi uzakta olup ta gönlü burada olan kardeşlerimizi de bu mânevi sofradan hissedar eyle,
Ya Rabbi!

Âmin! Taha ve Yasin. Vesselâmûn alel mürseliyn vel hamdülillahi Rabbilâlemiyn.

EL_FÂTİHA
 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !